Dijital Fotoğraf Makinesi - 3

Uzun bir aradan sonra tekrar merhaba,

İş açısından yoğun geçen, uykusuzluğun tavan yaptığı şu günlerde yeni bir yazı yazmak oldukça zorlaştı. Yine de siz okuyucularımı (kime söylüyorum ben) daha fazla bekletmek istemiyorum ve serinin üçüncü filmini yayına sokuyorum.

Daha önceden söz verdiğim üzere bu yazıda fotoğrafçılığın deklanşöre basmaktan (bunu da küçümsememek lazım, herkes yapamaz) daha öte bir şey olduğunu ispat etmeye çalışacağım. Ya da neden ispat ediyorum ki, böyle bir şeye gerek yok. Ben ipuçlarını vereyim, ispatı siz yaparsınız. (Buradan, matematik dersinde sorduğumuz her soruyu/ispatı ev ödevi olarak geri bize paslayan Ürdünlü Rajeh Eid hocama selamlarımı yolluyorum)

İlk yazımızda makine türlerinden bahsederken ultra-zoom ile slr-like makinelerin farklarına değinmiş ve ultra-zoom makinelerin zamanla yok olacağı öngörüsünde bulunmuştum. Nedeni neydi (Bilmeyenler lütfen tekrar okusun, öğrenmemek çok ayıp)? Ultra-zoom makineler o kadar zoom yapmasına rağmen örtücü hızı ve diyafram açıklığı gibi değerleri değiştirmeye izin vermiyorlardı. Peki nedir bu özellikleri bu kadar değerli kılan, ne işe yarar bunlar, üff ne kadar sıkıcı bunları öğrenmek, doğrudan elime kamerayı alsam, diyar diyar dolaşsam, bir sürü kare çeksem öyle öğrensem olmuyor mu? Oluyor tabii ki, hem de en âlâsından. Fotoğrafçılık büyük oranda bir tecrübe işidir arkadaşlar. Birisi size istediği kadar teori anlatsın, her makinenin, her konunun ve sahnenin kendine has özellikleri olacağı için ve bir insan bunların hepsini ezberleyemeyeceği için o makineyi elinize alıp binlerce kare çekmeden bu işi tam olarak öğrendim diyemezsiniz. Yine de harfleri öğrenmeden yazmayı öğrenemeyeceğimiz için teoriyi de bilmek gerekli her işte olduğu gibi.

Elinizde benim anlattığım tanımlara uyan SLR ya da SLR-Like bir makine olduğunu varsayıyorum. Yani makinenizde en azından S ve A modları olmalı. Bu 2sinin olmadığı makinelerle DAHİ güzel fotoğraflar çekilebilir. Bazı ultra-compact makineler (örn. Sony T serisi) her sahneye özel bir çekim modu (gece, kumsal, portre, gece portre, havai fişek !, doğum günü, çocuk, hareketli çocuk, poster, yazı, vs.vs.) tanımlayarak, kullanıcısına 10larca değişik seçenek sunuyorlar, işin suyunu çıkarıyorlar. Yalnız bu seçenekler makinenin fiziksel yetenekleriyle sınırlı olduğu için, örneğin istediğiniz kadar gece çekimini seçin, 1 dk boyunca ışığı kaydetmek zorunda olduğunuz bir sahnede kapkaranlık (her yer karanlık … makber mi?) bir kareyle evin yolunu tutarsınız. Kışın her yer karla kaplıdır, çektiğiniz kar örtüsü mavi renge dönüşür, vb. Bu nedenle fotoğrafçılık öğrenmek istiyorsanız en azından bu 2 özelliği mümkün olduğunca geniş bir aralıkta destekleyen fotoğraf makinelerinden edinmelisiniz.

 

S Modu - Örtücü Hızı (Shutter Speed) - Enstantane - Obtüratör

Ne uzun başlık oldu teknolojisini biz Türkler ortaya koymayınca. Shutter ya da örtücü denilen (ikinci yazıda bahsettiğim) mekanizmanın bizim kontrolümüzde açılıp kapanması neticesinde ışığın almaça düşme süresini değiştirebiliyoruz ve aynı sahne için farklı sürelerde aydınlatılmış fotolar elde ediyoruz. E ne oldu şimdi bugüne kadar yapamadığım neyi yapıyor oldum derseniz, örneklere başlayalım.

Geceleri çekim yapmayı çok seviyorum. Örtücü hızını değiştirmeye başladığınızda eminim siz de çok seveceksiniz. Diyelimki ayı fotoğraflamak istiyoruz. Örtücü hızını otomatik bırakırsak muhtemelen şöyle bir kare çıkacaktır:

Bu kare kısmi ay tutulması esnasında tarafımdan çekildi. Özellikle belirtmediğim sürece makine hep Panasonic Dmc Fz8. Bu fotoğrafta örtücünün açık kaldığı süre 1/20 sn. Fotoğrafı çektikten sonra da bu tip bilgileri yardımcı programlar ile edinebilirsiniz. Fotoğraf makineleri içlerindeki yazılımlar sayesinde çekim anındaki kimi bilgileri (mesela flaşın patlayıp patlamadığını bile) JPG formatında tanımlanmış bir alana kaydederler. Buna EXIF diyoruz. Sadece bunu görmek için yazılımlar kullanabileceğiniz gibi, bazı imaj görüntüleme yazılımlarında EXIF bilgisi gösterilebilmektedir (örneğin ACDSee).

Fotoğrafı inceleyecek olursak biraz zoom’dan biraz tam netleyememekten kaynaklı bir bulanıklık görüyoruz. Tutulma hattı yine bulanık olarak belli. Aydınlık kısım ise aşırı parlak olduğu için ay üzerinde hiç bir ayrıntı gözükmüyor ve bu nedenle de kontrast (karşıtlık) yüksek.

Tutulma hattının kaymış olması gözlerden kaçmıyor. Buna neden olan 2 fotoğraf arasındaki 23 dakikalık çekim farkı. Yine de bu durum örtücü hızını irdelememize engel olmuyor. Ay üzerindeki kraterler belirgin. Tutulma hattı doğal gölgeli (ay üzerinde atmosfer tabakası çok ince olduğu için ışık dünyadaki kadar dağılmaz -diffusion- ama yine de yer şekilleri ve diğer kırıcı etkiler nedeniyle hat çok keskin değildir). Bu kare çekilirken örtücü 1/500 sn açık kaldı. Yani bir önceki karenin 25te biri kadar bir süre. Aradaki oran çok da önemli değil. Hatta verdiğim örtücü süresi bile bu çekim için kritik değil. Çünkü her makine için bu değer farklı olacaktır. Benim kullandığım makinenin sensörü belki ışığa daha duyarlıdır. Ya da merceklerim daha kalitesizdir ve bu nedenle ışığı daha az geçiriyordur. Yani sair nedenlerle bu değerler makineden makineye değişebilir. Ben kendiminkini deneme yanılma yöntemiyle buldum ve emin olun siz de bunu kendi makinenizde yapmaktan zevk alacaksınız.

Bu kare ise 1/1000 sn sürede çekildi. Bunu aynı makinenin, ayı ne kadar ayrıntılı çekebileceğini göstermek için ekledim. Sol alta yakın bir noktada kutuplardan biri görülüyor. Buna benzer bir kareyi -teknik açıdan değil, ayın ayrıntıları açısından- ilk çektiğimde mutluluğuma diyecek yoktu. İnsanoğlu hep daha fazlasını istiyor, belki ileride bir teleobjektif sahibi olurum, ya da makinemi bir dürbüne bağlar daha ayrıntılılarını çekerim. Şimdilik bu kadarını görebiliyorum.

Peki süreyi biraz daha artırırsak ne olur?

Bu kare dolunaya yakın bir evrede örtücü 1 sn açık bırakılarak elde edildi. Ayın bana küsüp yamulduğu dikkatli gözlerden kaçmıyor :)

Sırasıyla 8, 1, 1/10 ve 1/100 sn kaydedilmiş Jüpiter görüntüleri. Sürpriz ise 1sn kaydedilmiş görüntüde -çıplak gözle görülemeyen- 3 uydunun da çıkmış olması. Jüpiter’in 4 uydusu var, bu durumda biri bizden gizlenmiş.

Sürpriz bazen makinenin yeteneklerinden gelmeyebilir:

Jupiter’i 60 sn kaydedip görüntüye bakınca önce çok şaşırdım. Sonra dünyanın kendi ekseni etrafında döndüğünü hatırladım :) İnsan bazen çok unutkan olabiliyor. Sonra elimdeki bu imkanla dünyanın kendi etrafında dönüş süresini hesaplayabileceğimi farkettim, insan olduğumu hatırladım desem yalan olmaz.

Örtücü hızı kullanılarak hareketli nesneler dondurulabilir. Akan bir sıvı çeşitli şekillerde görüntülenebilir:

Biraz fotoların çeken tarafından (!) iyi uygulanamamasından, biraz da sayfada büyük fotolara yer verememem nedeniyle örnekler yerini tam bulmamış olabilir. Bu nedenle şu aramadaki fotolara göz gezdirmenizi tavsiye ederim:

http://images.google.co.uk/images?hl=en&q=shutter%20speed&um=1&ie=UTF-8&sa=N&tab=wi

İlk sayfada çıkan örneklerin çoğu trafikte akan araba ışıklarını uzun pozlayarak elde edilmiş ki favorilerimdendir. Sizler de bu özelliği bol bol denemelisiniz. Eminim çok güzel kareler çıkacaktır. Bir dahaki yazıda buluşmak üzere.

Celâl.

6 Yorum

gildorAralık 14th, 2008 3:59 pm

celal, peki jüpiterin de kendi hareketini dikkate almak gerekmez mi? yani dünya kendi ekseni ve güneş etrafında dönerken, jüpiter dünyaya göre güneşin etrafında dönüyor. ortada karmaşık bir hareket denklemi var, sadece jüpiter’i gözlersek, jüpiterin dünyaya göre bağıl hareketini hesaplayabiliriz, lütfen okuyucuları yanıltmayalım :)) hadi kolay gelsin…

CelâlAralık 14th, 2008 5:35 pm

@gildor: Dikkate almak gerekir. Yalnız Jüpiter’in güneş etrafında dönmesinden kaynaklanan açısal fark o kadar küçüktür ki, 60sn.lik bir fotoğraf için bahsetmeye değmeyebilir. Uyarı için teşekkür ederim.

A.Samet NargülOcak 8th, 2009 6:36 am

Bir de kainatın hareket ettiğini varsayarsak ne olacak?
:)

CelâlOcak 8th, 2009 8:10 am

@A.Samet: Bir trenin hareketi, içindeki cisimlerin birbirine göre hareketini etkilemeyeceği için, varsaysak da bir şey olmaz.

A.Samet NargülOcak 9th, 2009 12:38 am

Ama ya savrularak hareket ediyorsak?

Dur bakalım nereye kadar sürecek bu tartışma.

Ama merak etme, eşsiz anlatımından dolayı konudan kopma gibi durum söz konusu olamaz. Yazılarını zevkle okuyorum…

CelâlMart 14th, 2009 1:09 pm

@A.Samet: Sanırım ivmeli hareket demek istiyorsun. Bu hareket trenin içindeki bütün cisimleri aynı şekilde etkileyeceği için, sonuç yine aynıdır.

Yorum Yapın

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir..