Dijital Fotoğraf Makinesi - 2



Serinin 1. bölümünde, ilk olarak fotoğraf makinesinin parçalarını anlatacağımı söylemiştim. Şimdi sözümde duruyorum.

Fotoğraf makineleri çok çeşitli parçalardan oluşur. Pozometre (objektife gelen ışığın şiddetini ölçer), film sarma kolu (analog motorsuz makinelerde filmi ilerletir), poz sayacı (kaçıncı pozda kalındığını gösterir), harici flaş takma yeri (bunun adı üstünde) gibi bir sürü uç örnek bulunabilir (fantazi yapanları saymıyorum bile) ama biz her fotoğraf makinesinin olmazsa olmazı 4 ana parça üzerinde duracağız: objektif, diyafram, örtücü ve bakaç. 1. bölümün tarzından da anlayacağınız üzere, teknik bilgiler vermek yerine kısa ve akılda kalıcı, örneklerle bezenmiş bir yazı bekliyor sizleri.

Yazının yazılması esnasında oluşan teknik bir arıza sebebiyle (arızayı ben de çıkarmış olabilirim, bir de TRT altyazısı gibi oldu teknik bir arıza) yazının yarıya yakını tekrar düşünülmüş ve yazılmıştır, bunun kızgınlığı yazıya yansırsa, şimdiden affola.



Objektif

Hemen hepimiz lisedeyken veya üniversite sınavına hazırlanırken fizik derslerinde optik görmüşüzdür. Neydi efendim bu optiğin konusu, hatırlayalım: mercekler, aynalar, prizmalar, yansıma, kırılma, Snell yasası, gölge boyu, vs. ışıkla ilgili her şey. İşte fotoğraf makinelerinde ışığın sensöre (algılayıcıya, filme) istenilen şekilde düşmesini sağlayan, içinde mercekler bulunan en önemli optik parçası objektiftir. İnsan için gözün görevi ne ise, fotoğraf makinesi için de objektifin görevi odur, ayarladığınız derinlik, genişlik ve netlikte ışığı içeri alıp görüntü oluşmasını sağlamak.

İlk bölümde tanıttığımız SLR makinelerin hemen hepsinde objektif değiştirilebilir bir parçadır ve kullanım amacına göre istediğimiz objektifi satın alıp SLR makinelerin gövdesine takıp kullanabiliriz. Buna karşın diğer sınıflarda bu özellik çok çok ender görülmektedir (bir kaç SLRımsı model). Peki neden? Çünkü objektif pahalı bir parçadır ve diğer sınıfların alıcıları (hadi hayırlısı, şimdi de sınıfçılığa başladım, yakında compact makine sahiplerine özgürlük istersem şaşırmayın) bu kadar ücret ödemek istemezler. Sınıfına uygun kalitede monte bir objektifleri olur ve bu tip makinelerin objektifleri için konuşulacak fazla bir şey yoktur. Belki üzerlerinde bir kaç küçük ipucu taşırlar o kadar. Örneğin objektifin çerçevesinde yazan 35-105mm ifadesi bu makinenin 3X optik büyütmeye kadar izin verdiğini gösterir (105/35 = 3).

Geniş açılı objektifler genellikle dar mekanlarda kullanılırlar. Balık gözü dediğimiz objektifler bu sınıftandır. Güzel bir örnekle bunu size anlatacağım ve şıp diye kavrayacaksınız, eminim. Bir arabanın iç hacminin geniş olduğunu bir fotoğrafla ifade etmek istiyor olalım. Hemen çantadan geniş açılı objektif çıkarılır, makinemizin gövdesine monte edilir, aracın A ya da C sütununun üst kısımlarından karşı çapraza doğru güzel bir kare çekilir (daha çok hile var da yeri değil) ve sonuç:

Nissan Acura

Bu fotoğraftan anlaşılacağı üzere geniş açılı objektifler çerçevenin kenarına yaklaştıkça ışığı daha fazla kırarlar ve bu göze garip gelen görüntü oluşur. İşlevini düşününce geniş açılı objektiflerin, iç mekanları geniş göstermek için kullanılması gerektiğini düşünebilirsiniz ama “sanat sanat içindir” diyen birileri bu objektifle gökyüzü ya da doğa fotoğrafı da çekmiş olabilir. Hemen 1 bardak su alınız ve kendinizi “sanatçı burada bize ne anlatmak istemiş” temalı düşünce balonunuzun kollarına bırakınız, rahatlayınız.

Dar açılı objektifler ya da teleobjektifler portre çekimlerinde spor ve doğa çekimlerinde kullanılırlar. Örneğin araba yarışlarında, yarış esnasında çekim için araca fazla yaklaşamazsınız. Nitekim Hitchcock‘un Arka Pencere (1954) filminde eski savaş yeni yarış fotoğrafçısı Jeff en yakın fotoğrafı çekmeye çalışırken bacağını kırıyor, peşinden evde sağlığına kavuşmayı beklerken evin avluya bakan arka penceresinden malum olaylara tanık oluyordu. O zamanlar teleobjektif yok muydu bilmiyorum ama filmin heyecanıyla bu soru aklıma bile gelmemişti :) .

Maç hastası arkadaşlar mutlaka fark etmiştir, sahanın kenarında, kale arkasında fotoğrafçılar ve bunların sıra sıra dizilmiş teleskop gibi uzun teleobjektifleri vardır. Çünkü gidip de futbolcuyu yakınından çekemezsiniz ama uzaktan bu objektiflerle çok ayrıntılı fotoğraf çekmek mümkündür. Adı üstünde dar açılı olduğu için bir kareye -nispeten- geniş bir alan sığdıramazsınız, bu da bu objektiflerin dezavantajıdır. Fotoğrafla biraz ilgili olanlar da güvenlik nedeniyle uzaktan çekilmiş insan portreleriyle karşılaşmış olabilir, evet bildiniz: teleobjektif.

Değişken odaklı objektifler kolaycı zihniyetin bir ürünüdür ve pazarı kaplama yolunda hızla ilerlemektedirler. SLR makineler bir pazarlama stratejisi olarak genellikle bu tip objektiflerle birlikte satılırlar (mesela 18-55mm). Bu objektifler optik büyütme yapmaya izin verirler. Bu özellikleri sayesinde birden fazla objektifin görevini üstlenebilirler ama bunu yapmak için çok sayıda mercek kullandıkları için görüntü kalitesi ve ışık şiddetinde düşüşe neden oldukları iddia edilir. Her şeye rağmen fiyat/performans objektifleridir, seviniz, sevdiriniz, bu dünya kimseye kalmaz.

Farklı kullanım alanları olan başka objektifler de vardır: süper teleobjektif, aynalı teleobjektif, makro objektif gibi. Profesyonel fotoğrafçıların çok sayıda değişik amaçlara hizmet eden objektifleri vardır ve bunları gözü gibi korurlar (sakın ola cam kısımlarına dokunmayın, bu sondan bir önceki hissiniz olabilir). Fotoğraf çekip deneyim kazandıkça değişik objektiflere neden ihtiyacınız olduğunu zaten bir süre sonra kendiliğinden fark edersiniz.

Bu kadar objektif yeter, biraz da sübjektif olalım gibi iğrenç bir espriyle diyaframa geçelim.



Diyafram

İnsan gözünde gözbebeğinin fotoğraf makinesindeki karşılığı diyaframdır. Ee ne demek ki bu şimdi? Yine biraz geçmiş bilgilerimize başvuracağız (bu yazıları aslında ilköğretim öğrencileri de okuyor olabilir, onların zaman makinesine binmesine gerek yok, günümüzde kalabilirler). Karanlık bir ortamda gözbebeklerimiz kocaman olur, aydınlığa çıkınca küçük bir nokta hâline gelirler. Işık şiddeti fazla olduğundan almaçların zarar görmemesi için bu şekilde gözbebeğinden geçen ışığın şiddeti azaltılır. Buradan gerekli ipucunu aldık gibi. Eğer fotoğraf makinesinin sensörüne daha az ışık düşmesini istiyorsak diyaframı kısmalıyız, yok ortam karanlık ve -Goethe‘nin rivayet edilen son sözleri gibi- biraz daha fazla ışık istiyorsak diyaframı açmalıyız. Bu özellik makinelerde genellikle A (Aperture) harfiyle ifade edilir. Diyafram açıklığını değiştirmeye izin veren bir makinenin A değeriyle oynayarak ışığın şiddetindeki değişikliği kolaylıkla fark edebilirsiniz.

Asıl sürpriz şimdi geliyor. Diyafram bu işlevini yerine getirirken optik geometrisi nedeniyle ikinci bir ciddi değişikliğe daha neden olur: net alan derinliği. Tam önünüzde (konu) 3 adet nesne var. Size en uzak ve en yakın olan nesnelerin bulanık, ortadaki nesnenin ise net göründüğü bir kare çekmek istiyorsunuz: bingo! Aradığınız şey diyafram açıklığı. Açıklığı değiştirerek ışık şiddetinin yanında konunun ne kadar derinlikte net çıkacağını da belirleyebilirsiniz.

Işık şiddetini değiştirebileceğimiz örtücüyle, parçalar arasındaki yolculuğumuza devam edelim.



Örtücü

Obtüratör olarak da bilinen örtücü, bir nevi göz kapağına benzetilebilir, hatta gözbebeği kapağı desek sanki biraz daha mantıklı olur. Az önce diyaframı kısarak ışığın girebileceği açıklığı küçültebileceğimizi öğrenmiştik. Örtücü ise istediğimiz süre boyunca ışığın içeri girmesini ve sensöre düşmesini sağlarlar. Bir oyun oynayalım: Önümüzde bir perde var ve arkasında da görmek istediğimiz sahne ama bu sahneyi sadece saniyenin 1000de biri görmek istiyoruz, çünkü çok parlak bir sahne. Örtücü işte bu perde ve 1/1000sn. açılıyor ve hemen geri kapanıyor. Kabaca çalışma şekli bu diyebiliriz. Bu süre ne kadar uzun olursa o kadar fazla ışık sensöre ulaşıyor. Bu özellik makinelerde genellikle S (Shutter) harfiyle ifade edilir. Örtücü hızını (aslında süresini) değiştirmeye izin veren bir makineyle giriş seviyesinde bile çok güzel kareler yakalayabilirsiniz.

Gece dış çekimlerinin vazgeçilmez öğesidir örtücü hızı. Otoyollar üzerinde araçların uzayıp giden far çizgilerinden oluşan fotoğraflar görmüşsünüzdür ya da astronomiyle ilgileniyorsanız, diğer yıldızların kutup yıldızı etrafındaki dansını. Profesyonel makinelerle günümüzde dakikalarca ışık kaydedilebilmektedir.

Daha sonra bu konuya ayrıntılı olarak değinmek istediğim için şimdi yüzeysel olarak A X S karşıtlığından bahsetmek istiyorum. Fotoğraf çekerken genellikle bir ışık dengesi ve alan derinliği yakalanmak istenir. Alan derinliği istenilen değere geldiğinde ışığı dengelemek için örtücü hızı ayarlanır, veya tersi de olabilir. Estetik amaçlı buna aykırı işler de denenebilir ayrıntısına başka bir yazıda girmeyi planladığım.



Bakaç

Eskiden analog makinelerle fotoğraf çekmeye kalkıştığımızda kafamızı makineye iyice bitiştirir ve küçük bir delikten görebildiğimiz kadarıyla annemizi, babamızı, arkadaşlarımızı o kareye sığdırmaya çalışır, bazen başarır, bazen de sadece koldan oluşan dayımızdan azar işitirdik. İşte o küçük deliğin adı bakaç ya da vizör. Dijital makinelerde artık kaybolmaya yüz tutan bu parça, kendine profesyonel makinelerde hâlâ yer buluyor. Siz, kocaman LCD ekran varken ne gerek var minicik bakaca diyebilirsiniz ama kazın ayağı hiç de öyle göründüğü gibi değil.

Bir kere optik bir ünite olduğu için pilin ömrünü yiyip bitirmezler LCD ekranlar gibi, doğa fotoğrafçıları genelde makinenin LCD ekranı kapalı şekilde gezinirler pilleri bitmesin diye. Sonra SLR makinelerin özel optik düzenekleri sayesinde tam olarak çekeceğiniz fotoğraf karesini gösterir bakaçlar. Üzerindeki diyoptri ayarı ile kendi gözünüze göre ayarladınız mı, birden, çok işlevsel bir parçaya dönüşebilirler.

Yazacak daha çok şey olmakla birlikte, yine okunabilirlik ve benim uykusuzluk sınırlarımı fazla zorlamadan bitirmekte fayda görüyorum. Geleneksel yazı sonu bağlantılarını ekleyerek veda ediyorum:



http://www.biltek.tubitak.gov.tr/gelisim/fotograf/anaeleman.htm

http://www.ansiklopedim.com/fizik/optik01.sb

http://www.kameraarkasi.org/fotograf/makineler/bolumleri/govde/enstantane.html

http://www.fotograf.net/Fotograf/Dersler/MakinaParcalari/index.htm

http://www.cumhuriyet.edu.tr/akademik/bolum_guzelsanat/makine.html

http://www.nenasil.com/nenasil.asp?ID=62&sayfa=1



Celâl


2 Yorum

Murat SteinbergKasım 12th, 2008 3:48 pm

yerim seni ben

devrem devam et guzel bi sayfan var tebrikler

Burak ÖzdemirKasım 12th, 2008 11:11 pm

Evet, eline sağlık, ben en çok AxS karşıtlığını kullanarak, sanatsal değeri olan nasıl kareler yakalayabiliriz onu merak ediyorum, bu fotoğraçılıkla ilgili yazıların fazlasıyla ilgimi çekmeye başladı, hadi hayırlısı :)

Yorum Yapın

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir..