Dijital Fotoğraf Makinesi - 1

Herkese merhaba,

Sitede bundan sonra fotoğrafçılık üzerine de yazılar yazmayı düşünüyorum. Önce dijital fotoğrafçılıktan başlarız, fotoğraf makinesi satın alırken dikkat etmemiz gerekenlerden sonra çekim teknikleri üzerine devam ederiz. Ben de bu işte yeni birisi olarak sizden gelecek yorumlarla kendime yön vermek istiyorum (kazan-kazan prensibi, zorunlu olmayan mutualizm).

Dijital fotoğraf makineleri günümüzde lüks sınıfından çıkıp hepimizin evine girmeye başladı. Analog makinelere göre büyük avantajları mevcut. Buna pek çok örnek verilebilir. Eskiden fotoğraf çekmek büyük dertti (nerede o eski Ramazanlar?). Sahne 36lık pozlara filmi yakma endişeleriyle kaydedilir, ardından makineden çıkarılıp stüdyoda banyo ettirilirdi. Kendi karanlık odalarına sahip olan şanslı, zengin ve azimli azınlığı saymıyorum tabii ki. Çekerken planladığımız şeyleri baskıda göremediğimiz zaman ya da kenarından yanmış bir fotoğrafla karşılaştığımızda üzülürdük en azından. Bunların yanında maliyet hesapları da korkuturdu muhtemelen birçoğumuzu. Küçük bir karşılaştırmanın bu noktada mantıklı olacağını düşünüyorum:

Analog Dijital
Makine genelde ucuzdur. Teknolojisi daha pahalı (en azından şimdilik).
Çekilen poz objektiften içeri giren ışığın film yüzeyini yakması olarak tanımlanır. Cm boyutlarında küçük bir alana toplanmış milyonlarca foto almacı, üzerine düşen ışığın şiddetini belirler ve bunu sayısal olarak hafıza birimine kaydedilmek üzere gönderir.
Film aynı zamanda makinenin hafıza birimidir ve sınırlı bir kayıt imkânı sunar. Flip-flop tabanlı, boyutu (şimdilik) 16GB’a kadar çıkan hafıza birimlerine görüntü dijital olarak kaydedilir.
Filmler genelde 36 pozluktur ve tekrar kullanılamazlar. Hafıza kartlarına çekim kalitesine bağlı olarak 10000lerce kare kaydedebilir ve bunları silip tekrar çekebilirsiniz.
Filmler karanlık odada kimyasallar kullanılarak banyo edilir. Sonra baskı yapılır. Pozlar dijital her türlü uyumlu ortamda (makinenin kendisi, cep telefonu, bilgisayar, televizyon) görüntülenebilir, üzerlerinde dijital müdahale yapılabilir, istenilen pozlar fotoğraf yazıcı cihazlardan çıktı alınabilir.

Diyelim ki fotoğrafçılığa ilgi duyuyoruz ve bir fotoğraf makinesi edinmek istiyoruz. “Analog mu almalıyız, dijital mi?” gibi bir sorun yaşayacağınızı hiç zannetmiyorum. Analog makineler tabloda bahsettiğim farklardan dolayı artık fazla tercih edilmediği için nadiren üretiliyorlar. Yıllar önce almakta tereddüt ettiğiniz analog fotoğraf makinesi şu anda 10 YTL’ye alıcı buluyor olabilir. Alabileceğiniz en ucuz dijital makinenin 120-130YTL civarında satılması bile insanları tercih etmekten alıkoymuyor.

Peki, bir dijital fotoğraf makinesi satın almaya karar verdik diyelim. Nasıl bir makine alacağız, nereden alacağız, kaç paralık bir makine ya da kaç megapiksel (hep bunu sormak istemişimdir :) )? Bu rehberin esas yazılma amacı da işte bu. İşe sınıflardan başlamak istiyorum.

SLR (Single Lens Reflex) Makineler

İsmini, ışığın makine içerisindeki almaca düşme yönteminden alan bu makineler, çekim anında ekrandaki görüntünün, çekim sonrası birebir aynısını verdikleri için profesyonellerin tercihi olmuşlardır. Bu yönde sağladığı avantajı, profesyonel olmayan bir kullanıcıya fiyatta dezavantaj olarak yansımaktadır.

Bu makinelerle ilgili çok karıştırılan bir mevzuya da açıklık getirmek istiyorum. Kendim de uzun bir süre böyle zannettiğim için bu konuda yeni olanları anlayabiliyorum. Işığın makine içerisine düşme süresinin (shutter) ve net alan derinliğinin (aperture) ayarlanabildiği makineler SLR olmak zorunda değildir. Daha doğrusu bu özellikler ile SLR, alakalı iki kavram değildir ama üreticiler her 2 konu da profesyonellere hitap ettiği için, bu özellikleri sıklıkla aynı makinelerde toplamışlar ve bu bağlamda yıllar süren kafa karışıklığına yol açmışlardır. Kendilerine buradan en derin teessüflerimi gönderiyorum. Makinenin shutter ya da aperture ayarlamaya izin vermesini beklemek profesyonellik, vizörde gösterdiğini %100 çekmesini beklemek ise ayrı bir psikopatlık olup şaka bir yana bir hobinin ne derece üst noktalara tırmanabileceğinin de bir göstergesidir.

SLR-Like Makineler

SLR’ımsı olarak adlandırabileceğimiz bu makinelerde SLR‘daki birebir doğruluk yerine her zaman paralaks hatası oluşması riski mevcuttur. Yine üreticilerin bize bir hediyesi olarak bu makinelerde çoğunlukla Shutter ve Aperture ayarları bulunur. Bu da içinizde yanan sanat ateşini dışa vurmak için iyi bir fırsat teşkil eder. Bu sınıfı SLR‘ın getirilerine parası yetmeyen ama bir yandan da profesyonelliğe ucuz yollu adım atmak isteyen fırsatçı, zeki, çevik ve ahlâklı fotoğrafseverler tercih ederler. Şu anda neden benim de bir SLR-Like makineye sahip olduğumu hemen anlamışsınızdır umarım :)

Kalıplarındaki benzerlikler nedeniyle bu sınıfın makinelerini ultra-zoom sınıfı makinelerle karıştırma olasılığınız vardır. Birazdan değineceğimiz compact sınıfın daha fazla zoom yapabilmesi için büyük üretilmiş versiyonları bu ultra-zoom dediğim sınıfı oluşturur. Sanata fazla prim vermeyen, bir yandan da tek esprisi 10X, 12X gibi nispeten yüksek büyütme olan bu makinelerin zamanla yerini SLR-Like makinelere bırakacağını düşünüyorum. Bu nedenle bunlar için ayrı bir başlık açmayacağım.

Şunu aklınızdan çıkarmayın: profesyonel özellikleri olmayan (örneğin shutter, aperture, exposure, bracketing, vb.) makinelerle de sanat olur. Sanat, yapıyorum diyenindir. Sanatın sınırlarını bugüne kadar net olarak çizebileni duymadım. Yine de şunu da akıldan çıkarmamak gerekir: “Alet işler, el övünür”. Yani üretebileceklerinizin çeşitliliği, elinizdeki seçeneklerin çokluğuyla genellikle doğru orantılıdır.

Compact Makineler

Eveet, gelelim kimsenin içinden çıkamadığı bir sınıfa.

Bir zamanlar dizüstü bilgisayarlar ilk çıktığında hemen hepsi notebook ya da laptop şeklinde adlandırılırdı. Gel zaman git zaman bunlar boyutuna göre (netbook), ekranına yazı yazılabilmesine göre (tablet pc), parçalarının takılma kolaylığına göre (smartbook) vesaire çeşitli isimlerle anılır oldular. Bu sınıfların herhangi birine girmeyenler ise notebook isminde kalmaya devam etti. Bu süreç, teknoloji destekli hemen her üründe hızlı veya yavaş, er geç yaşanır. (örnek otomobil’den türeyen SUV, arazi taşıtı, 4X4, station wagon, hatchback, sedan, sport, cabrio, vb.)

Dijital fotoğraf makinelerinde ise önceleri boyuta göre bir sınıflandırma yoktu. Çıkan makineler -çok enteresan bir özelliği olmadığı sürece- almaç üzerindeki etkin piksel sayısına göre yani çözünürlüğe göre sınıflandırılırdı. Üniversite yıllarımda (2 ya da 3. sınıf yani 2000 civarı) 1Megapiksel’in altında çözünürlüklü küçük bir dijital fotoğraf makinesi olan arkadaşımın (merhaba Tolga, Antalya’da işler nasıl, yengeye selam :) ) çektiği fotolar, o zamanki yegâne fotoğraf arşivimi oluşturuyordu.

Zamanla bu makineler özelliklenmeye, çeşitlenmeye, büyümeye (ultra zoom), küçülmeye (ultra compact) başladılar. Geriye kalan orta karar makineler ise compact sınıf olarak varlıklarını devam ettirdiler. Yani hiç bir baltaya sap olamayan, üreticilerin “biz bunu imal ettik ama hiç bir şeye benzemedi ya da böyle ortaya karışık bir şey oldu, yine de piyasaya sürmek istiyoruz, bari sürümden kazanalım” dedikleri bütün makineler compact oldu.

Peki, bu sınıfın özelliği nedir, yenir mi, içilir mi? Evet hem yenir, hem içilir, çünkü bu sınıfın makineleri sudan ucuz olma eğilimindedir arkadaşlar. İlk defa dijital fotoğraf makinesi alacak olup, tek amacı anı fotoğrafçılığı olanlar genellikle compact sınıftan bir makine edinirler. Yazının başlarında da bahsettiğim 120-130 YTL’lik makineler bu sınıftan çıkar. (Genelkurmay Başkanı da genellikle Topçu sınıfından çıkar ama bunun konumuzla hiç bir ilgisi yok, saygıda kusur etmem, askeri personele fotoğraf kursunu %20 indirimle bile veririm). Bir kere bu makineler markaların baz versiyonlarını oluştururlar. Artık neredeyse standartlaşmış parçalar kullanırlar. Ebat olarak küçültülmeye fazla kasılmadıkları için, bu anlamda harcanmamış bir eforun parası sizden talep edilmez. Yüksek büyütmedir, efendime söyleyim/yazayım örtücü hızının ayarlanmasıdır (shutter), diyafram açıklığının değiştirilebilmesidir (aperture) gibi fazladan özellikleri olmadığı gibi SLR olmadıkları için paralaks hatası da bu sınıfın “yanında yatma da ye!”sidir.

Sonuç itibariyle bu sınıf, dijital fotoğraf makinesi olsun da ne olursa olsun diyenlerin tercihidir. Örnek mi istiyorsun ey okuyucu? Diyelim ki bir arkadaşın geldi yanına ve dedi ki: “Ya sen anlıyon gibi, bana 200 liralık bi makine baksana en iyisinden”. Ee, hazır kalkmış taa dijitalin kapısına kadar gelmiş geri çevirmek olmaz. Bu arkadaşa eli yüzü düzgün compact bir makine seçilir ve hayır duası alınır, yeni ufuklara, mutlu yarınlara, daha müreffeh bir geleceğe birlikte yelken açılır, hayat bayram olur, insanlar el ele tutuşur (fazla abartmadan yapınız)…

Ultra Compact Makineler

Diyelim ki (bu şekilde cümleye başlamak bağımlılık yaptı, sanki 30 yıldır kullanıyorum) piyangodan para çıktı, olmadı Mısır’daki dedenden miras kaldı, olmadı maaşın çok fazla geliyor, o da olmadı yerden asgari ücretten bile fazla para buldun. Yani özetle sen Allah’ın şanslı bir kulusun, daha fazla üzerimize gelmeden ultra compact bir makine al ve buradan uzaklaş, çünkü seni çekemeyiz :) Şaka yaptım, gitme, en azından bir dinle, bak sana ne anlatacağım.

Moore yasası her ne kadar günümüze kadar şöyle böyle varlığını devam ettirebilmişse de (bir saniye, artık geçerli olamayacaksa neden yasa?) teknolojinin geldiği noktada herhangi bir nesneyi daha da küçültmek, herhangi bir veriyolundaki hızı daha da artırmak, herhangi bir hafıza biriminin kapasite/hacim’ini daha da ötelemek gitgide zorlaşmaktadır. Bu da demek oluyor ki herhangi bir metanın daha küçüğüne, daha hızlısına, daha kapasitelisine sahip olmak istiyorsak zaman geçtikçe bunun için daha fazla bedel ödememiz gerekecek.

Ultra compact sınıf böyle bir ihtiyaca cevap veriyor ya da üreticiler insanların zihninde böyle sanal bir ihtiyaç oluşturmak istiyor. Herhangi bir teknoloji markette çok rahatlıkla ultra compact sınıf makineleri görebilirsiniz. Genellikle gömlek cebine sığacak boyutlarda (insan gömleği :) ) ince (slim) kasalarda, bazen dokunmatik ekranlarla donatılmış (o kadar küçülttük ki düğmeleri koyacak yer bırakmamışız), çoğunlukla motorlu objektif yerine birden fazla lensle büyütme sağlayan makinelerdir bunlar.

Bu sınıf makine sahiplerini yeterince dövdük, biraz da övelim. Tüm bu pahalılığına ve küçültmek için bazı özelliklerinden ödün vermelerine rağmen ultra compact makineler taşınabilirliğin (mobility) doruklarında olup cebinde verecek parası olanlara fotoğrafı sevdiren bir sınıf kimliğine de bürünebilir. Yine de yavaş ve sinsi gelişen kameralı cep telefonu piyasası, bir zamanlar küçüklükte rakip tanımayan bu sınıfın avantajlı özelliğini elinden alabilir. İlk fotoğraf makinem de bu sınıfa giriyordu ve kullandığım bölgede küçük olmasına ciddi derecede ihtiyaç vardı (yoksa 7 ayda değerli/değersiz 15000 fotoğrafı nasıl çektiğimi açıklayacak başka teori bulamıyorum, açlığa ve görmemişliğe bakar mısınız).

Kendimi de akladım varsayıyorum (temyiz hakkınız yok). Yazı okunabilirlik sınırlarını çoktan aştığına göre burada bırakıp gerisini 2. bölüme bırakabiliriz. Şu anda bu yazının devamı için aklıma gelen konular sırasıyla:

1. Fotoğraf Makinesinin parçaları: gövde, objektif, vizör, vs. Bu kısımda fazla oyalanıp can sıkmak istemiyorum.

2. Bazı kritik özellikler: Shutter, Aperture, Exposure, ISO, Bracketing, vb. Bunlara olan ilginiz makine seçiminizi de etkileyecek demektir.

3. Bazı pratik teknikler: HDR, Panoramik Çekim ve bilgisayarda fotoğrafla oynamanın etiği (!), kendi mükemmel ötesi fotolarımdan örnekler

4. Tüm bu anlatılanlar doğrultusunda nasıl bir şey satın almalıyım: Sınıfınıza karar verin, Performans/Fiyat Oranı, Marka değeri, Değerlendirme ve Satın alma için site önerisi gibi şeyleri ise sona saklayacağım.

Geleneksel hâle getirmek istediğim yazı sonu bağlantılarını da eklemeden geçmeyeyim:

http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=mutualizm

http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=kazan%20kazan

http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=7173354

Not: Bunlar sadece bu yazıya özgü. Fotoğrafçılıkla ilgili bağlantıları yeri geldikçe vereceğimdir.

Bir dahaki yazıda görüşmek üzere

Celâl

6 Yorum

GBKasım 3rd, 2008 11:48 pm

Celal’im güzel blog olmuş olmasına da IP leriniz elimde gibi tehditleri hiç yakıştıramadım sana. :)
Sanki log tutmayan proxy diye bir şey icat edilmemiş gibi. Doğrudan (direkt değil) söyleyim dedim. Şaka bir yana sevdim sade ve güzel bir blog. Arada farklı browserlar ile de test edip böcükleri (bug) azaltırsan daha güzel olur inşallah. Google Analytics ‘e de söyleyim bi kaç kuruş donation lazım sana. Yoksa sen bu harcalamalarla sitenin devamını getiremezsin.

Çayda görüşelim.

Burak ÖzdemirKasım 3rd, 2008 11:48 pm

Çok hoş bir yazı olmuş, fazlasıyla bilgilendirici, özellikle SLR Like makinelerle ilgili kısmı çok beğendim… Belki bir SLR Like makine de ben alırım

Samet NargülKasım 4th, 2008 12:28 am

Zihnine, ellerine, emeğine sağlık Celâl, çok güzel olmuş. Yazı, tatlı dili ile okunabilirlik konusunda adeta olayı aşmak üzere. Bilgiler ise kısa ve öz, fazla beyinde yer kaplayacak nitelikte değil. Bu da ayrı bir avantaj okurlar için. Yazının formatı zaten bir mühendise ait bir yazı olduğunu haykırırca, profesyonelliği anlatıyor. Çok beğendim. Hayatın iyice yoğunlaştığı şu günlerimizde artık öğrenmesi en az vakit alan bilgiler tercih ediliyor. Bu yazı da bunlardan biri olsa gerek. Kısa zamanda popüler olacağını düşünüyorum. Severek okuyacağım yazılarının devamını diliyorum.

Burak ÖzdemirKasım 5th, 2008 10:57 pm

Bu arada, yazının 2. bölümünü merakla bekliyoruz :)

GildorKasım 10th, 2008 9:58 am

Merhaba Celal, çok bilgilendirici bi yazı olmuş, sanal alemde görmek istediğimiz hareketler bunlar…

TolgaKasım 14th, 2008 12:06 pm

Aleykum selam kardes :) Ama makineme hakaret etmissin, o alet bi kere 2 MPdi.

http://www.dpreview.com/reviews/canondigitalixus/

Hey gidi yillar, pakistanli hocamiz sagolsun optik sensorlar sayesinde dijital makinelerin varligini ogrenmistim. amerikaya giden bir yakinim sayesinde 2001 yilinda getirtmistim, ah bi de calinmasaydi keske:(

Bi de odevim vardi teknik bilgi icin…

http://www.ceng518.4t.com/
amerikaya giden bir yakinim sayesinde 2001 yilinda getirtmistim

Yorum Yapın

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir..